TAHA'NIN KİTABI

TAHA'NIN KİTABI

 

-Kav 2- 34

 

Günaydın bana geri gelen şiir

Bana geri gelen anıt

Bana geri gelen kalbim

Bana geri gelen kalbimin ayışığı

Gözleriyle iyileştiren yaralarımı

Kalbim güneşim efendim

Günaydın yüreğimin kuşluğu

Sürekli kuşluğu

Günaydın alacakaranlık

Ama nasıl alacakaranlık

Bizi yataklardan koparan

Dağlara yaklaştıran

Dağlara doğru fırlatan

Grevlerden grevlere koşturan

Yanardağ

Alacasıyla anne karanlığıyla baba

Loşluğuyla kardeş aydınlıyla abla

Kırmızı kırmızı bir karasevda

Siyah siyah bir kuş lamba

Hız kazanmış kristal camlarla

Gelen ve giden

İçimizde ve dışımızda

Son durak İstanbul

İlk durak Ankara

 

(...)

 

-Taha kapının önünde- 37

 

(...)

 

Ne bahardan bir gül ne yazdan bir yemiş

Ne kıştan bir imdat ne sonbahardan sada

Bir ara dinlendiriyor yüreğini Beethoven

Dört duvardan yavaş yavaş gelen

Gözlerden bir çılgınlık akıyor geriye geriye doğru

Van Goghun elleriyle kırılan bir başak mı bu

Cermen baltalarıyla frenk sopalarıyla İskandinav buzullarıyla geçti Wagner

 

Bir ses ki asur kabartmalarından beter

Beklenen muştunun heykeli mi kırıldı battı

Sona mı erdi eleğimsağmaların saltanatı

Akşam akşam dar sokaklar ağzında kayboldu bir bir

Hayallerimizin icadı putlar düşten yoğrulmuş tanrılar

Ergenin şeytan aldatmacaları

İnsanın ilk karşılaştığı denizlerin

Önünde yaktığı kireç alevlerinde hisar

Her hastalık bir putun kırılması mı demek

Putların toptan kırılması mı demek ölmek

 

(...)

 

-Yanardağ kıyısında yaşama- 51

 

Yukarda bir yanardağ

Kızgın küllerini savuruyor

Bu ölü şehrin üstüne

İşte bu şehre alıştı Taha

Kırağı çalmış evlerine

Kahvelerinde dayanılmaz bir çağrıyla

Çağıran gecelerine alıştı Taha

Geceye bir alkol gibi alıştı

Kışlarında terlediği üşüdüğü yazlarında

Bu şehre alıştı Taha

Gül açmayan baharlara

Yaprak düşmez sonbahara

Kurbansız bayramlara

Öğle öten horozlara

Ancak geceleri rastlanılan köpeklere

Tütün kokan kedilere

Kesin kesin alıştı

Yalnız sahaflarında grev yok

İşçiler lağımları akar bırakmış

Kurumuş kitabelerdir artık çeşmeler

Bir semtine yerleşti

Özler durur öbür semtini

O nerdeyse cehennem orası sanki

 

-Çile- 55

 

(...)

 

Kaleye hücum ettiği an Zülküfül

Kılıcı uzatan Tahaydı

Bir kere daha kayalık leylaklarında

Zülküfülden bir tad aradı Taha

Halkın söylediğine göre onun kanıydı bir çiçek

Ki açmazdı gerçekten o dağdan başka hiçbir dağda

Ağzı yakan bir çiçek özel bir çiçek

Gerçekten bu çiçekten süt umar

Sütü kesilen kadın

Su umar

Suyu kesilen bahçe

Soy umar soyu kesilen erkek

Yahyanın başı da bu çiçekte

Kalbe bir mızrak gibi inen bu çiçekti

 

Secdeden secdeye sıçrayarak Taha

Selam sana Zülküfül

Selam sana Yahya

Selam sana İsa

Selam sana İbrahim

Selam sana Musa

Selam sana Süleyman

Selam sana Davut

Selam sana Yuşa

Selam sana Ahmed

Selam sana Muhammed

Selam sana Mustafa

Mustafa selam sana

Ey seçilmiş seçilmiş

Mustafa selam sana

Ey öğülmüş öğülmüş

Muhammed selam sana

 

Ateşi gördü kurbanı yarılan denizi

Yahyanın kesilmiş başını altın tepsiyi

İkiye biçilen zeytini

Karadan korkup da çekilen denizi

Bedirde bir toz toprak içinde

Zaferi tattı dişleri aydınlandı sevinçle

Güneş batarken çölde

Taha da Peygamberle birlikte

Zafer sevinci içinde

Baş geriye gitmiş taşı eritmiş gitmiş

Vücut incir gövdelerinin arasında terk edilmiş

 

 

-Taha'nın ölümü- 59

 

Ölen şehirlerdir Taha değil

Kuruyan nehirlerdir

Lambadır sönen kış dökülmüş içine

Sonbahar yaprağı ırmağı emmiş

Asfalttır çekilen sıva bereket toprağının

Bu Tahanın ölümü değiş yürüyüşü mezarların

Kabirlerin şamarıdır çağın yüzüne

Geceye batışıdır taş bakışlarının

Tarihle öpüşme bitmiş demektir

Güneşten aya

Aydan geceye inmiş demektir masal

Fal

Kadın ellerine ısmarlanmış olan

Fincanlardan fincanlara armağan

Sabahların bakırı zehir özleminde

Ekmek rafların en gerisinde

Ev eskimiş yıpranmış depreme gebe

Taşlar birer birer mineralerden düşmede

Kubbenin kurşununu kesmiş bir elmas

Cam kesmeye mahsus olan

Her gece kalbimize musallat olan

Cami kubbelerini eriten şimşek

Kalbimizin özünü kemiren akşam

Ağaç yutmuş kabrin taşını yazısını

Ölüler kalmamış haykırdı Taha ne de babalardan bir anı

Sur yıkıntıları ölüme açılmış

Ölü kalmamış ama ölüm tutuyor güneşi toprağı

Ölü kalmamış ama ölüm hayat halini almış

İçine girdiğimiz yılan turşulu ölümle

Değişe değişe bozulmuş ölüm bile

Nerde ölümün o ak o yeşil

O siyah kırmızı keskin rengi

Artık ölüm ne gri ne kahverengi

Ne gök rengi ne yer rengi

Ölüm bir grev gibi kaplamış ülkemizi

Ta can evimize kast eden bir grev gibi

Batı bu karanlık grevin gözcüleri

Doğu sonsuz bir grevin

Çocuk düşüren bir anne gibi

Güneşi düşürmüş son seheri

Taşlar birer birer minarelerden düşmede

Geceler bir inme gibi inmede

Bir felç geldi gökten ve topraktan

Doğudan ve batıdan

Kollara bir zincir gibi yapışan

Ayakları ateşin gıcırtısıyla yakan

Kalb Yakup ve Yusuf öyküsünden boş

Kafa bütün karıncalarla sarhoş

Dudağı kessen bir şarap gibi

Felç inmiş ağzımıza yakan bir kireç gibi

Ağız mermerle örülmüş

Kapatılmış yedi uyuyanlar maparası

Develer çöle dağılmış

Ateş sönmüş kervan batmış

Kervana yol gösteren yıldız yanmış

Saksılarda kömürü soluya soluya can vermiş çiçek

Sevgiliye uzatılmış ama sevgili ölmüş

Baba demiş hasta çocuk ama baba gitmiş

Kapı çalınmış ama kimse yok önünde

Belki bir yabancılık belki bir rüzgar çalmış

Dağ çingenelerine ısmarlanan fallardan

Bir daha bir haber alınamamış

Bu yıl baharda menekşeler biile açmamış

Anneler kirazları beklerken

Bir bardak suda ölüm kaynamış

Ölen şehirlerdir Taha değil

Taşlarını fırlatan minareler

Veriyor son felç hıncından bir haber

Felç öfkesinden bir sayfadır önümüze açılan

Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden

Taha birkaç kelime kaldı söylenmedik

Felçten önce birkaç kelime söyle

Son birkaç kelimeyi de söyle

Öleceksen bari öyle öl öyle

Uğursuzluk akşamı çökmeden

Kısa süren

Kutsal bir öğle gibi

Son birkaç kelimeyi söyle

 

Arkadaş aynalar kırılmış

Gerdeklerin şiddetinden değil

Savaştan dönen yiğitin

Sevinç mızrağından değil

Aynalar farelerin tıkırtısından bezmiş

Kırılmış kırılmış aynalar bezmiş

Kırılmış kırılmış aynalar kırılmış

Kırılmış yarasaların soluğundan

Baharı kalmamış ondan kırılmış

Ortasından çatlayan bir zamandan kırılmış

Aynalar kırılmış Tahanın yatağına bir adım ırakta

Taha ırakta aynalar ırakta

Yatak bir karantina kazanı gibi kaynamakta

Felç bir kar şehri gibi şehri gömmekte beyaza

Dağların beyazına değil ölümlerin beyazına

Köpük ölünün sarasının tükrüğü

Duvar yanmış bir Kur'an sağlam kalmış duvarda

Fırlayacak kuvvet yok kol yastığa dayandığında

Ayakları şimşek yakmış

Ezmiş bir gök gürültüsü kaburgaları

Yatak yapışmış vücuda nasıl koşacaksın Taha

Nasıl koşacaksın taş araya girmiş Kur'ana

 

-Taha'nın Dirilişi- 63

 

Dört melek ve Kur'anla

Dirildi Taha

Onulmaz bir ölümle

Kavuran bir felçle

Öldüğü halde

Dört melek ve Kur'anla

Dirildi Taha

Cebraille Mikâille

Üç Sûr ve İsrafille

Azraille bile

Dirildi Taha

Yatağında bozulmuş bir bağ gibi

Kavrulmuş yapraklar gibi

 

Dağılmış ve kendi kıyametini

Ve kendi onulmaz mahşerini yaşamışken

Nemrudun ateşinde yanmışken

Firavun suyunda boğulmuşken

Dört melek ve Kur'anla

Peygamber soluğuyla

Dirildi Taha

Açtı sofrasını Mikâil

Nimetler sofrasını

Bal zeytin ve nardan

Su getirdi dağlardan pınarlardan

İlkin dudağını ıslattı bengisuyla Tahanın

Geçti bir eleğimsağma omuzlardan

Taşıyan o gülümsemesini Hızırın

Hızır güldü

Kur'anı Cebrail açtı

Sofrayı Mikâil açtı

Ölümü öldürdü Azrail

Sûrunu üfledi İsrafil

Dirildi Taha

İşte böyle dirildi Taha

 

Durun anlatayım size melekler

Tahayı nasıl dirilttiler

Anarak İsanın doğumunu

Anarak Muhammed Mustafanın doğumunu

Melekler

Tahayı dirilttiler






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

Bugün 31 ziyaretçi (223 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol