GEÇİNME BELÂSI

GEÇİNME BELÂSI

 

"Ömr-i girânmâye der in sarf şüd

Tâ çihorem sayf, çipûşem şitâ!"*  Sâdî

 

Doksan senelik ömre, İlâhî, bu mu gâyet?

Bilmem ki ne âlem bu cedel-gâh-ı maîşet!

 

Korkunç oluyor böyle hakîkatleri, gerçek,

Sa'dî gibi bir asr-ı fazîletten işitmek.

 

Sa'dî o kadar felsefesiyle, hüneriyle,

Fikrindeki hürriyet-i fevka'l-beşeriyle

 

Esbâb-ı maîşet denilen kayda girerse,

Yâd etmesin âzâdeliğin nâmını kimse.

 

İnsan ki çıkar perde-i mektûm-i ademden,

Tâ sahne-i hestîde zuhûr ettiği demden,

 

İkmâle kadar fâcia-i devr-i hayâtı,

Anlatmaya mahkûm ne mühlik akabâtı!

 

Zannetme ölüm şahsına bir kerre muhâcim...

Bin kerre olur günde o düşmenle müzâhim.

 

Âvâre beşer sâha-i gabrâya düşünce,

Etrafına binlerce devâhî üşüşünce

 

Meydan mı bulur râhatı esbâbını celbe?

Başlar o cılız kolları dünya ile harbe!

 

Kaynar güneşin âteşi mihrâk-ı serinde;

Karlar buz olur hep beden-i bî-siperinde.

 

Medhûş nigâhında köpürdükçe denizler;

Beyninde bütün dalgalar öttükçe mükerrer;

 

Sâhilden uzansam, der, eder tayy-i merâhil;

Lâkin onu bilmez ki uzaklar daha sâil:

 

Dağlar o nihâyetsiz olan silsilesiyle,

Ormanlar o dünyâyı tutan velvelesiyle,

 

Emvâc-ı serâbıyle, vuhûşuyle bevâdî,

Her hatve-i azminde olur ye'sine bâdî.

 

Fevkınde semâvâtın o ecrâm-ı mehîbi;

Pîşinde zemînin o temâsîl-i acîbi;

 

Bîçâreyi medhuş ederek her nefesinde,

Muztar bırakır mün'adim olmak hevesinde.

 

 

 

Lâkin bu heves bir heves-i dîgere mağlûb:

İnsan yaşamak hırs-ı cibillîsine meclûb.

 

Her devresi bir devr-i azâb olsa hayâtın,

Râzîsi değildir yine bir türlü memâtın!

 

Ömr olsa da binlerce tekâlif ile meşhûn,

İnsan yaşamaktan yine memnun, yine memnun!

 

Artık neye mevkûf ise te'mîn-i bekâsı,

Yalnız ona masrûf olur âvâre kuvâsı.

 

Durmaz boğuşur bunca muhâcimlere rağmen,

Düşmez o mesâî denilen seyfı elinden.

 

Çıplaktır o, ister ki soğuklarda ısınsın;

Bir dam çatarak her gece altında barınsın.

 

İster yiyecek şey, giyecek şey, yakacak şey ..

Bin türlü havâic daha var bunlara der pey.

 

Âvâre beşer işte bu bâzâr-ı cihanda,

Her gün yeni bir kâr peşinden cevelânda.

 

Maksad bu kadar dağdağadan bir yaşamaktır...

Lâkin bunun altında ne maksad olacaktır?

 

Heyhât, onu idrâk için i'mâl-i hayâle

Yok vakti: Bütün demleri mevkûf cidâle!

 

İnsan ki onun rûh ile insanlığı kâim,

Dâim oluyor cisminin âmâline hâdim;

 

Gelseydi eğer rûhunu i'lâya da nevbet,

Anlardı nedir, belki, hayâtındaki gâyet.

 

Bir anladığım varsa şudur: Hâlik-ı âlem,

Hilkat kalıversin, diye bir ukde-i mübhem,

 

Daldırmada insanları hâcât-ı hayâta,

Döndürmede ezhânı bütün başka cihâta.

 

Ömrün öteden berk-süvârâne şitâbı,

Iyşin beriden lâzım-ı bî-hadd ü hesâbı,

 

Göstermede dünyâya, nedir maksad-ı Hâlik...

"Kimden kime şekvâ edelim biz de şaşırdık!"

 

* "Değerli ömrüm, yazın ne yiyeyim kışın ne giyeyim derken harcandı gitti.”






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

Bugün 92 ziyaretçi (223 klik) kişi burdaydı!
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol